KAMUSAL ALANDA ALKOL TÜKETİMİNE YÖNELİK POLİS MÜDAHALESİ, DRON KULLANIMI, İDARİ YAPTIRIMLAR VE İTİRAZ YOLLARI


Kamusal alanlarda polis dronları aracılığıyla yapılan anonslarda, kişilerin alkol tükettikleri gerekçesiyle bulundukları yerden ayrılmalarının istenmesi ve aksi hâlde “cezai işlem” uygulanacağının bildirilmesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ile kolluğun yetkilerinin sınırı bakımından değerlendirilmelidir.
Genel ve Sürekli Bir Kamusal Alan Alkol Yasağı Bulunmamaktadır
Türk hukukunda, bütün parkları, sahilleri, meydanları, sokakları ve diğer açık kamusal alanları kapsayan; alkol tüketimini her zaman ve her yerde yasaklayan genel bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır.
İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun m. 6 hükmü; alkollü içkilerin reklamı, tanıtımı, küçüklerin korunması, gece saatlerinde perakende satış, açık sunum izni bulunan yerlerde tüketim ve bazı belirli alanlarda satış ile tüketim yasakları yönünden ayrıntılı kurallar içermektedir. Örneğin otoyollar ve devlet karayolları üzerindeki belirli yapı ve tesislerde; öğrenci yurtlarında, sağlık hizmeti verilen yerlerde, spor müsabakası yapılan stadyum ve kapalı spor salonlarında, eğitim kurumlarında ve bazı işletmelerde alkollü içki satışı veya tüketimine ilişkin özel sınırlamalar öngörülmüştür.
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un m. 79 hükmü de bu ayrımı açıkça ortaya koymaktadır. Anılan düzenleme, yalnızca oy verme günü umumi mahallerde ispirtolu içki satılmasını, verilmesini ve içilmesini açıkça yasaklamaktadır. Dolayısıyla kanun koyucu, kamusal alanda alkol tüketimini yasaklamak istediği istisnai zaman ve durumlarda bunu açık bir kanuni hükümle düzenlemektedir.
Özel olarak sayılan bu alanlar ve zamanlar dışında kalan her açık alan için geçerli, sınırsız ve sürekli bir tüketim yasağı bulunmamaktadır.
Kolluk Tedbiri, Kanuni Sebebe Dayanmalıdır
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın m. 13 hükmüne göre temel hak ve hürriyetler ancak kanunla, Anayasa’da belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ölçülülük ilkesine uygun biçimde sınırlanabilir. Bir kişinin bulunduğu kamusal alanı terk etmeye zorlanması; somut olayın niteliğine göre kişinin hareket özgürlüğüne ve özel hayatına müdahale teşkil edebilecek bir kolluk işlemidir.
Bu nedenle kolluğun “kamusal alanda alkol tüketimi yasaktır” biçimindeki genel bir kabulden hareketle kişilere uzaklaşma emri vermesi için, bu emrin açık bir kanuni dayanağının bulunması gerekir.
Kabahatler Kanunu’nun m. 32 hükmü, yetkili makamlarca kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla hukuka uygun olarak verilen emre aykırı davranan kişiye idari para cezası verilebileceğini düzenlemektedir. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası, bu yaptırımın yalnızca ilgili kanunda açık hüküm bulunan hâllerde uygulanabileceğini emredici biçimde belirtmektedir.
Bu sebeple, kanuni dayanağı gösterilmeksizin verilen bir “alkol tüketmeyin”, “bulunduğunuz yeri terk edin” veya “aksi hâlde cezai işlem uygulanacaktır” emrine aykırılık gerekçesiyle Kabahatler Kanunu m. 32 uyarınca idari para cezası uygulanması hukuka aykırı olacaktır.
Emrin hangi makam tarafından, hangi kanuni yetkiye dayanılarak ve hangi somut kamu düzeni tehlikesi sebebiyle verildiğinin işlem üzerinde açıkça gösterilmesi gerekir.
Alkol Tüketimi ve Sarhoşluk ile Kamu Düzenini Bozan Davranışlar Ayrı Ayrı Değerlendirilmelidir
Anayasa’nın m. 19 hükmü uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliğine yönelik tedbirler kanunda gösterilen şekil ve şartlara bağlıdır. Anayasa’nın m. 38 hükmü de kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağını ve ceza ile ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceğini güvence altına almaktadır.
Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun m. 13 hükmü, polisin belirli koşullarda kişiyi koruma altına alma, uzaklaştırma veya yakalama yetkisini düzenlemektedir. Buna göre sarhoşluk hâli tek başına yeterli görülmemiş; kişinin halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olması, sarhoşluk hâlinde başkalarına saldırması, uyarıya rağmen saldırgan davranışlarını sürdürmesi, kavga etmesi ya da başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürmesi gibi ilave koşullar aranmıştır.
Örneğin çevreyi rahatsız edecek düzeyde gürültü çıkarılması, kavga edilmesi, kişilere saldırılması, kamu malına zarar verilmesi, trafiğin veya yaya geçişinin tehlikeye düşürülmesi ya da başka bir kabahat veya suçun işlenmesi hâlinde, kolluğun ilgili mevzuattan kaynaklanan müdahale yetkisi doğabilir. Ancak bu hâllerde dahi uygulanacak tedbir, olayın ağırlığıyla orantılı olmalı; kişiyi gereksiz biçimde özgürlüğünden yoksun bırakmamalıdır.
Belediye Yasakları da Kanuni Yetki Çerçevesinde Kalmalıdır
Belediyelerin bazı yerel düzenlemeler yapma ve belediye yasakları koyma yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki Belediye Kanunu’nun m. 15/b hükmü, belediyelerin bu yetkiyi yalnızca kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde kullanabileceğini düzenlemektedir.
Bu nedenle bir belediye meclisi kararı, yönetmelik, park kullanım kuralı veya belirli bir kamu tesisinin işletme düzeni mevcutsa, söz konusu düzenlemenin kapsamı ayrıca incelenmelidir. Örneğin belediyeye ait belirli bir park, mesire alanı, plaj, spor tesisi veya kültür alanı için usulüne uygun biçimde kabul edilmiş özel kullanım koşulları bulunabilir. Böyle bir düzenlemenin varlığı hâlinde dahi, yasak alanı, yasak zamanı, hukuki dayanağı ve yaptırımı belirli olmalıdır.
Drone Kullanımı Kişisel Verilerin Korunması Bakımından da İncelenmelidir
Drone aracılığıyla yapılan anonslar, salt sesli uyarı niteliğinde kalabileceği gibi görüntü kaydı, yüz tespiti, konum verisi işlenmesi veya kişilerin belirlenebilir hâle getirilmesi sonucunu da doğurabilir. Drone sistemleri kişileri görüntülüyor, kayıt altına alıyor veya görüntüleri başka verilerle eşleştiriyorsa; bu faaliyet kişisel verilerin işlenmesi ve özel hayatın korunması bakımından ayrıca hukuki değerlendirme gerektirir.
Anayasa’nın m. 20 hükmü, herkesin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğunu; kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceğini düzenlemektedir. Kamu güvenliği amacı, her türlü görüntüleme ve kayıt faaliyetini sınırsız hâle getirmez. Müdahalenin kanuni temelinin, meşru amacının, gerekli olup olmadığının ve ölçülülüğünün somut olarak ortaya konulması gerekir.
“Cezai İşlem” İbaresinin Belirsizliği Hukuki Güvenceyle Bağdaşmaz
Kolluk anonslarında kullanılan “cezai işlem uygulanacaktır” ibaresi, kişiye hangi fiil nedeniyle, hangi kanun hükmü uyarınca ve ne tür bir yaptırım uygulanacağının açıkça bildirilmesini sağlamıyorsa belirsizlik yaratır.
Ceza hukuku anlamında suç ve ceza ancak kanunla konulabilir. İdari para cezası bakımından da yaptırımın kanuni dayanağı, yetkili makamı ve başvuru yolu belirli olmalıdır. Bu nedenle kişilerin, kendilerine yöneltilen emrin hukuki gerekçesini sorma; düzenlenen tutanağın bir örneğini isteme; idari para cezası uygulanmışsa karara karşı kanuni süresi içinde itiraz etme hakları bulunmaktadır.
Kamusal alanda alkol tüketimine ilişkin soyut bir hoşnutsuzluk veya genel bir önleme anlayışı, özgürlüğü sınırlayan kolluk müdahalesinin hukuki dayanağı olamaz.
Hak İhlali İddiasında Başvuru Yolları
Kişiye idari para cezası uygulanmışsa, ceza karar tutanağında belirtilen merci ve süreler dikkate alınarak Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz edilmesi mümkündür. İtiraz dilekçesinde; fiilin açık bir kanuni yasak kapsamında bulunmadığı, emrin hukuki dayanağının gösterilmediği, somut kamu düzeni ihlalinin bulunmadığı ve Kabahatler Kanunu’nun m. 32/2 hükmü uyarınca açık kanuni düzenleme olmadan emre aykırılık yaptırımı uygulanamayacağı ileri sürülebilir.
Kişinin hukuka aykırı şekilde uzaklaştırılması, yakalanması, görüntüsünün kaydedilmesi veya kişisel verilerinin işlenmesi söz konusu ise olayın özelliklerine göre idari başvuru, ilgili kurumlara şikâyet, kişisel verilerin korunmasına ilişkin başvuru yolları ve yargısal başvuru imkânları gündeme gelebilir. Her olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
Bu nedenle, kolluk görevlileriyle yaşanan bir olayda; anonsun kaydı, varsa görüntü ve ses kayıtları, idari para cezası tutanağı, olay yeri bilgisi, tanık iletişim bilgileri ve görevlilerin açıkladığı hukuki gerekçe muhafaza edilmelidir. Hak arama yollarının etkili biçimde kullanılabilmesi bakımından somut olayın belgelendirilmesi önem taşır.
İlgili Mevzuat
· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13
· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.19
· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20
· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.38
· Kabahatler Kanunu m.32
· Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu m.13
· Türk Ceza Kanunu m.2
· İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu m.6
· Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun m.79
· Belediye Kanunu m.15


